PDF -tari-hi mecmuası - İSAM Kütüphanesi - Veri Tabanı - Cakeri Divanı 15.Yy
Wait Loading...


PDF :1 PDF :2 PDF :3 PDF :4 PDF :5 PDF :6


Like and share and download

Cakeri Divanı 15.Yy

tari-hi mecmuası - İSAM Kütüphanesi - Veri Tabanı

PDF 15 Yy Sairi Cakeri Ve Divani Inceleme Tenkitli Metincometogether buerosuche de 15 yy sairi cakeri ve divani inceleme tenkitli metin pdf PDF ÇAKERÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü turkedebiyatiisimlersozlugu docs cakeri pdf PDF xıv xv ve xvı

Related PDF

15 Yy Sairi Cakeri Ve Divani Inceleme Tenkitli Metin

[PDF] 15 Yy Sairi Cakeri Ve Divani Inceleme Tenkitli Metincometogether buerosuche de 15 yy sairi cakeri ve divani inceleme tenkitli metin pdf
PDF

ÇAKERÎ'NİN BİYOGRAFİSİ - Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü

[PDF] ÇAKERÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü turkedebiyatiisimlersozlugu docs cakeri pdf
PDF

xıv-xv ve xvı yüzyıl türkçe divanlarında yer alan arap meseller

[PDF] xıv xv ve xvı yüzyıl türkçe divanlarında yer alan arap meseller ayk gov tr YAZAR Sadık XIV XV VE XVI YÜZYIL TÜRKÇE DİVANLARINDA YER ALAN ARAP MESELLER ATASÖZLERİ
PDF

tc mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi geleneksel türk - Turuz

[PDF] tc mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi geleneksel türk Turuz media turuz 1802 XV Yuzyil Ile XX Yuzyil Arasinda Turk Tezhib Sanatinda Gul Motivi Betul Coshqun Istanbul 2007 128s
PDF

xıv-xv yüzyıllar türk edebiyatı

[PDF] xıv xv yüzyıllar türk edebiyatı muratyayinlari storage catalogs 0215125001521711439 pdf
PDF

tari-hi mecmuası - İSAM Kütüphanesi - Veri Tabanı

mından, esaslı ve ihtilalci bir değişiklik y= pmamış oldukları keyfiyeti fikrinizçe daima hatırda milyon akçe tutan umumi gelirinin (15) küsur milyonu divani hissesi; (4) küstir milyonu ise, Vakf ı Cakeri Sinan bey Sirozda olan m u' a ll i m h
PDF

Cakewalk - Oscar Peterson

Recital 1 Saturday Morning - North Carolina Music Teachers

bob bmcadvies PDF Songs Cakewalk pdf b a o o 4 4 4 4 x yh g g g em7 g g f ng g a7 h g lg eo7 j og h g g g z og dm j g h g

pt kcb download file php?file=Brosur lib ui ac id file?file=digital 20309565 S42915 dan pikiran untuk mengarahkan dan membantu saya dalam penyusunan skripsi ini 2 Zita Noesdiana, Hening Soepiyono, Afni Zahara, Chandra Indah Irawati, Afidya Indina Harumanti, Yahya Eru Cakra, dan Yoddya Brakumara selaku orang tua dan

CAKRAM GENETIK

BIOLOGi SEL - laelafarmasifileswordpresscom

file upi edu Direktori SPS GENETIKA saefudin BIOUPI pdf DNA merupakan materi genetik sel, pernyataan ini telah dibuktikan dengan berbagai percobaan Bukti lainnya, sebelum mengalami mitosis, sel eukariotik dengan tepat menggandakan kandungan DNA nya, dan selama mitosis, DNA ini akan terdistribusi tepat sama ke dua sel

Cakras versi Indonesia

interferensi leksikal bahasa indonesia dalam bahasa jawa - unnes

PDF Pun1 Gene Isolation from Capsicum frutescens L cv Cakra Hijau researchgate Cakra Pun1 Gene Isolation from Capsicum frutescens L cv Cakra Hijau pdf PDF 7 afirmasi untuk seimbang chakra YogaMakesMeHappy | Video

Cakupan Serat Centhini Adalah Sangat Luas Berkaitan Budaya Jawa Abad Ke16

BAB II - Institutional Repository UIN Syarif Hidayatullah Jakarta

PDF Serat Centhini Jilid 1 Kisah Pelarian Putra Putri home Home kmc gen tr serat centhini jilid 1 kisah pelarian putra putri sunan giri pdf PDF pengantar etnobotani Staff Site Universitas Negeri Yogyakartastaffnew uny ac id upload DIKTAT+ETNOBOTANI

PDF Applying Triphasic Training Methods Van Dyke Strengthvandykestrength Applying Triphasic Training Methods for CSCCa Final pdf PDF Excerpt from “Triphasic Training” by Cal Dietz and Ben Peterson coachkengrace Ten 20Steps 20of 20Muscle 20Contraction pdf

cal y mayor

TEMA 05: INGENIERÍA DE TRÁNSITO

medigraphic pdf s anaradmex arm 2003 arm Dr Manuel Cal y Mayor Villalobos Anales de Radiología México 2003;3 176 El pasado 24 de abril se realizó la sesión ordinaria del Cole gio Nacional de Médicos Especialistas en Radiología e Ima gen, A C , en el

Calça Burda

critérios ergonômicos no vestuário - Udesc

PDF qualquer à sua medida Burda Style burdastyle br wp content uploads fasciculo2 pdf PDF CÓMO TOMAR LAS MEDIDAS TABLAS DE MEDIDAS BURDAtailormade pt newsletter imagens downloads tabla medidas pdf PDF Adaptations to a Subterranean Environment

Calabri in Festa

bande musicali calabresi - Storico Complesso Bandistico "Città di

PDF Calabria in Festa Ader Calabriaadercalabria it web wp Incontro Socio Culturale Chivasso 1 pdf PDF Libro PDF Associazione Calabresi Solothurn ACS Solothurn ch acs solothurn ch immagini LibroPDF acs 20soletta pdf PDF Untitled Fincalabra fincalabra it

Home back Next

Description

FIRAT ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ TÜRK DĐLĐ VE EDEBĐYATI ANA BĐLĐM DALI

YÜZYIL ŞAĐRLERĐNDEN ÇÂKERÎ DÎVÂNI’NIN TAHLĐLĐ

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

DANIŞMAN

HAZIRLAYAN

Sabahattin KÜÇÜK

Fettah KUZU

Elazığ-2010

FIRAT ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ TÜRK DĐLĐ VE EDEBĐYATI ANA BĐLĐM DALI ESKĐ TÜRK EDEBĐYATI BĐLĐM DALI

YÜZYIL ŞAĐRLERĐNDEN ÇÂKERÎ DÎVÂNI’NIN TAHLĐLĐ YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

Bu tez / / çokluğu ile kabul edilmiştir

Danışman

tarihinde aşağıdaki jüri tarafından oy birliği / oy

Bu tezin kabulü,

Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu’nun

sayılı kararıyla onaylanmıştır

Erdal AÇIKSES Enstitü Müdürü

ÖZET Yüksek lisans Tezi 15

Yüzyıl Şairlerinden Çâkerî Dîvânı’nın Tahlili

Fettah Kuzu

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı ELAZIĞ – 2010,

Sayfa: 13+167

Klâsik Türk Edebiyatı sahasının,

yüzyıl içerisinde yetiştirmiş olduğu şairlerden Çâkerî,

geleneksel şiir formlarına uygun olarak meydana getirdiği Dîvânı ile kendi şairlik yeteneği ölçüsünde Türk şiir tarihindeki yerini almıştır

Şâir,

Klâsik şiirin tarihi süreç içerisinde meydana getirdiği şekilsel ve tematik kaidelere bağlı kalarak geleneğin kendisine sunduğu imkânlar çerçevesinde şiirlerini yazmıştır

Eserlerinde yansıtmış olduğu kadarıyla iyi eğitimli,

şiire ait hususiyetlere vâkıf ve yaşadığı topluma ait kültürel birikime sahip bir sanatçıdır

Dîvân’ın tahlilinde devrin genel özellikleri,

tasavvuf ve Klâsik Fars Edebiyatı ile ilgili hususiyetler göz önüne alınmak suretiyle Çâkerî’nin şiirlerinde ele aldığı konular,

bu konuların işlenmesinde ortaya konulan dil ve üslup özellikleri,

kullanılan mazmun ve mecazlar açıklanmaya çalışılmıştır

Anahtar Kelimeler: Çâkerî,

Dîvân,

Klâsik şiir,

ABSTRACT Master Thesis Analysis of 15th Century Poet Cakeri’s Divan Fettah Kuzu The University Of Fırat The Institute Of Social Science The Department Of Turkish Language and Literature

Cakeri who had been one of the poets grown in Classical Turkish Literature field within the 15th Century,

has taken his place in Turkish poetry history by Divan he arranged in accordance with the traditional poetry forms

The Poet,

who had stuck to thematic and formal rules originated from Classical Poetry within the historical process,

had written his poems within the framework of facilities provided to him by poetry tradition

As far as can be seen from his works,

he seems to be an artist who had been well-educated,

cognizant to characteristics of poetry and conscious about the cultural aggregation of his own society

Within the analysis of Divan,

subject matters hold in the poems,

linguistic features and literary style observed in these subjects,

images and metaphors utilized in the poems have been tried to be explained by considering the main points about the general features of the era,

life philosophy of the society,

tasavvuf (Islamic mysticism) and Classical Persian Literature

Key Words: Çakeri,

Classical poetry,

ĐÇĐNDEKĐLER ONAY

TÜRKÇE ÖZET

ĐNGĐLĐZCE ÖZET (SUMMARY)

ĐÇĐNDEKĐLER

ÖN SÖZ

XI XIII

KISALTMALAR GĐRĐŞ

Yüzyılın Genel Bir Değerlendirmesi

ÇÂKERÎ’NĐN HAYATI,

EDEBÎ KĐŞĐLĐĞĐ ve ESERLERĐ

Hayatı

Edebi Kişiliği

Dil ve Üslup

Edebî Sanatlar

Şiir ve Şâir Hakkındaki Düşünceleri

Eserleri

Leylâ vü Mecnûn

Yusuf u Züleyha

Dîvân

ÇÂKERÎ’NĐN KLÂSĐK TÜRK EDEBĐYATI’NDAKĐ YERĐ

BĐRĐNCĐ BÖLÜM DĐN-TASAVVUF 1

Melekler

Münkir

Rıdvan

Kutsal Kitaplar 1

Kur’an-ı Kerim 1

Peygamberler

28 28 29

Muhammed

Đbrahim

Süleyman

Hızır

Dört Halife (Çâr-yâr)

Ebubekir

Sahabeler 1

Bilal 1

Ahiret ve Đlgili Mefhumlar

41 41 41

Kıyamet

Mahşer

Cennet ve Đlgili Mefhumlar

Gılman

Cehennem,

Azazil (88Şeytan)

Diğer Đtikadi Mefhumlar

Günah,

Fasık,

Mücrim,

Münkir

Đbadet Đle Đlgili Mefhumlar

Teyemmüm

Safa-Merve

Çeşitli Dinler ile Đlgili Mefhumlar

Nakş-ı Mâni

Çelipâ,

Ehl-i Zünnâr,

Büt-i tersâ-beçe

TASAVVUF

Âşık

Zahid (zühd,

Vaiz (Pend)

Hırka,

ŞAHISLAR 1

Tarihi Şahsiyetler

Hükümdarlar

Şâirler

Tarihi-Efsanevi Şahsiyetler

KAVĐMLER,

ÜLKELER VE ŞEHĐRLER

ĐÇTĐMAÎ HAYAT

Đçtimai tabakalanma

Eğlence Đle Đlgili Unsurlar

Đçki Đle Đlgili Mefhumlar

Musiki Đle Đlgili Mefhumlar

Giyim-kuşam

Süslenme

Muhtelif Đçtimai Haller,

Münasebetler ve Bazı Tipler

Alış-Veriş

Çeşitli Telakki ve Đnanışlar

Tababet

Harfler

Oyunlar

GÜZELLĐK

SEVGĐLĐ

SEVGĐLĐDE GÜZELLĐK UNSURLARI

Ağız,

SEVGĐLĐ ĐLE ĐLGĐLĐ DĐĞER UNSURLAR

Ayağı toğrağı

ÂŞIĞA AĐT VÜCUT AKSAMI ĐLE ĐLGĐLĐ UNSURLAR

Gözyaşı

Gönül

MADDÎ VE MANEVÎ HALLER

Feryâd,

Figân,

Ayrılık

Kavuşma

KOZMĐK ÂLEM

Yıldızlar

Gezegenler

Müşteri,

Güneş

Dolunay

Ay Tutulması (Husûf)

Işık,

Aydınlık

Karanlık

ZAMAN VE ZAMAN ĐLE ĐLGĐLĐ MEFHUMLAR

Mevsimler

Gündüz,

DÖRT UNSUR 3

140 140

Yağmur

144 144

Toprak 3

147 147

Rüzgâr

Bâd-ı Sabâ

Bâd-ı Şimâl

HAYVANLAR

Kuşlar

Dört Ayaklı Hayvanlar

Sürüngenler ve Böcekler

BĐTKĐLER

Ağaçlar

Çiçekler

Meyveler

KAYNAKÇA

ÖZ GEÇMĐŞ

ÖN SÖZ Günümüzde,

Türk Edebiyatı sahasında yapılan çalışmalar hız kesmeden devam ederken,

çeşitli kütüphanelerde özellikle Klâsik Türk Edebiyatı ile ilgili tespit edilen eserler vasıtasıyla yeni şairlere ve bunların dîvânlarına,

değişik formlardaki şiirlerine rastlama imkânı ortaya çıkmaktadır

Ortaya çıkarılan her eser ve bu eserlerin müellifleri,

edebî hazinemize kendi nispetince bir katkı sağlamakta ve edebî zenginliğimizi arttırmaktadır

Bu anlamda,

ortaya koymuş olduğu eserleriyle,

yüzyıl şairlerinden Çâkerî de kendi istidatı nispetinde edebî gelenek içerisinde yerini almış şairlerdendir

Bu çalışmanın yapılmasındaki temel gaye,

yüzyıl şairi Çâkerî’nin edebî kişiliğine dikkat çekerek,

onun ortaya koyduğu eserleriyle Klâsik Türk Şiir Geleneği içerisindeki yerini tespit etmek ve onun şiirlerini günümüz tahlil anlayışı çerçevesinde incelemektir

Çâkerî ve Dîvânı’nın çalışma konusu olarak belirlenmesinde,

Sabahattin Küçük beyefendinin önerisi ve teşviki en önemli saik olmuştur

Hakkında onlarca kitap yazılmış meşhur şairler ve eserlerini ele alarak önceki çalışmaları taklit veya tekrar etmektense,

adı duyulmamış bir şair ve eserine dikkat çekmenin daha uygun ve orijinal olacağı fikri,

çalışmamı,

Çâkerî ve Dîvânı üzerinde yoğunlaştırma hususunda bana ayrıca cesaret vermiştir

Çâkerî’nin ismi gerek tezkirelerde gerekse bazı edebiyat tarihi kitaplarında geçmiş,

eseri yüksek lisans tezi olarak çalışılmış olsa da,

Çâkerî’yi ve eserini ciddî anlamda ele alıp incelemiş olan ve bu çalışmasını kitap halinde yayımlayarak,

onu ve eserini edebiyat âlemine tam manasıyla tanıtan Prof

Hatice Aynur olmuştur

Bu çalışmada,

Hatice Aynur’un eseri ışığında,

Çâkerî’nin edebî kişiliğini ve onun Dîvânı’nı değerlendirme noktasında ilmî prensiplere sadık kalmak kaydı ile birtakım çıkarımlar yapmaktır

Elbette ki bir şairin edebî kişiliği ve eserleri değerlendirilirken izlenecek metodoloji hususunda sanat ve edebiyat dünyasının henüz bir uzlaşma sağlayamadığı böyle bir ortamda,

ortaya koymaya çalıştığım tespitlerin tamamen objektif olduğunu iddia etmek doğru olmayacaktır

Ancak çalışmamda,

en subjektif ifadelerde bile ilmî esas ve kaideleri zorlamamaya özellikle itina gösterdiğimi belirtmekte fayda vardır

Daha da önemlisi bu çalışma,

ilim âlemine bir şeyler katma gibi ulvî bir iddiadan ziyade,

henüz hakkında fazlaca bir bilginin bulunmadığı bir şair ve onun şiirlerini insanların nazar-ı dikkatlerine sunma gayretinden başka bir iddiayı haiz değildir

Çalışmamın her safhasında benden engin bilgi birikimini esirgemeyen,

bana rehberlik etmekten en ufak bir usanç göstermeyen bütün hocalarıma,

Sabahattin Küçük,

Ali Yıldırım ve Yrd

Sevim Birici’ye şükranlarımı sunmayı bir borç bilirim

Ayrıca yüksek lisans ders dönemlerinde,

benden maddî manevî hiçbir desteği esirgemeyen ve bana her türlü kolaylığı sağlayan değerli hocalarım Prof

Ramazan Korkmaz ve Yrd

Fatih KANTER’e de teşekkürlerimi sunarım

Fettah KUZU (Elazığ,

XIII KISALTMALAR

Bakınız

Çeviren

Hazırlayan

Gazeller

Kasideler

Musammatlar

Kıtalar

Müfredler

Ve Diğerleri

GĐRĐŞ 15

Yüzyılın Genel Bir Değerlendirmesi 15

yüzyılın gerek Türk-Đslam gerekse de Dünya Tarihi açısından büyük bir ehemmiyeti vardır

Yüzyılın başında gerçekleşen Ankara Savaşı’nın kaybedilmesiyle başlayan ve I

Mehmed’in tahta geçmesine kadar süren olumsuz durum Osmanlı için hem zaman hem de itibar kaybına sebep olmuşsa da I

Mehmed’in saltanatı ile devlet toparlanmaya başlamış bu toparlanma onun ölümünden sonra tahta geçen II

Murad zamanında da devam etmiştir

Osmanlı’nın toparlanıp gelişme sürecine girmesi hem Anadolu Beyliklerini hem de Hristiyan Avrupa’yı rahatsız etmiştir

Bu rahatsızlıklar neticesi yapılan muharebeler Osmanlı’nın üstünlüğü ile sonuçlanmış ve devletin gelişimi devam etmiştir

Özellikle birçok defalar teşebbüs edildiği halde başarılı olunamayan Đstanbul’u fethetme hususunda Fatih Sultan Mehmed’in göstermiş olduğu başarı hem Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olmuş,

hem Đslam âlemi için haklı bir övünç ve kıvanç vesilesi olmuştur

Bu meyanda Batı dünyası büyük bir dînî ve siyâsî prestij kaybına uğramış ve ilk kez ciddi manada kendi askeri,

ekonomik ve siyasi kurumlarını sorgulama gerekliliğinin farkına varmıştır

Osmanlı’nın şahsında Đslam Medeniyeti’nin gücünü görmüş,

bu güçlü medeniyeti her yönüyle incelemeye koyulmuş ve bu bağlamda hayatın her sahasında yapılması gerekli reform ve yenilenme adımlarını atmaya başlamıştır

Bir çağın kapanıp yeni bir çağın başladığı 15

yüzyıl Osmanlı Devleti’nin bir dünya imparatorluğu olma yolunda ilk hamlelerini yaptığı bir devir olmasının yanında,

kültür ve sanat alanındaki gelişmelerin de hızlı bir ivme kazandığı,

ulema ve sanatkârların desteklendiği bir aydınlanma çağı hüviyeti taşır

Sanatta ve hususiyle edebiyat sahasında yetişen sanatkârlar,

sanat ve edebiyat alanında klâsik bir üslubun meydana getirilip sonraki nesillere aktarımında büyük roller üstlenmişlerdir

Özellikle 13

yüzyılda Mevlâna gibi büyük bir mutasavvıf şairin etkisiyle Anadolu başta olmak üzere Türklerin yaşadığı bölgelerde neşv ü nemâ bulan Dîvân Şiiri,

yüzyıla gelene kadar örneklerini almış olduğu Fars Şiirinin etki ve gölgesinde ilerlemiş,

meşhur Fars şairlerinin eserlerini tercüme ve taklit etmek suretiyle eserlerini meydana getirmişlerdir

Yüzyıla yaklaşırken yazılan eserlerin tercüme veya taklit olmaktan çok telif eser niteliği kazanmaya başladığı görülür (Şentürk vd

2 2005)

Yüzyıla gelindiğinde ise artık önceki yüzyılların acemi ve Fars şiir ve şairlerinin isimleri altında ezilen şairler ve bunların eserleri yerlerini yavaş yavaş şiirde ustalaşmış,

kendi millî kültür ve benliğinin farkında,

özgüveni yüksek şairlere ve bunların eserlerine bırakmaya başlamıştır

Yüzyılın başında Germiyanlı Şeyhî ile başlayan ve sonrasında Ahmed Paşa gibi büyük bir şairin öncülüğünde gelişimini sürdüren Türk Şiiri,

yüzyılın diğer şairlerinin ve hassaten Necâtî’nin katkılarıyla artık kendi yolunu bulmuş,

millî kimlik kazanarak Klâsik Türk Şiiri diyebileceğimiz orijinal ve kendine münhasır şeklini almıştır

ÇÂKERÎ’NĐN HAYATI,

EDEBÎ KĐŞĐLĐĞĐ ve ESERLERĐ 1

Hayatı Çâkerî

Bâyezîd dönemi şairlerinden olup,

padişaha yakın bulunan sanatkârlar arasında yer almış bir şahsiyettir

Çâkerî ile ilgili mevcut bilgilerimiz,

bugün az sayıdaki kaynaklardan elde edebildiklerimizle sınırlıdır

Kendisinin sarayda Sultan Bayezid’in özel hizmetinde olduğu (Aynur,

Sehi Bey’in tezkiresinde (Sehî Bey,

Latifi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ’sında (Canım,

Görevi dolayısıyla olmasa bile,

sultanla yakın bir ahbaplığı olduğu hususunda ise Latifi tezkiresinde,

sultanla Çâkerî arasında gerçekleşen bir diyalog,

aralarındaki samimiyetin boyutlarını göstermesi bakımından önemlidir

Söz konusu diyalogda Sultan Bâyezîd,

Çâkerî’ye sakalını siyaha boyadığı için yüzüne neden kara çalıp onu mücrimler gibi teşhir ettiğini sorar

Genç yaşta felç geçiren ve geçirmiş olduğu bu rahatsızlığı dolayısıyla genç yaşında sakalı beyazlaşmış olan Çâkerî,

sakalındaki akların kendisini yaşını almış,

olgun ve kâmil bir insan gibi göstererek yalan söylediğini ve bundan dolayı da onun yüzüne kara çaldığını ve böylece onu adeta suçundan dolayı teşhir ettiğini söyler

Bu şekilde zekice verilen bir cevap sultanın hoşuna gider ve Çâkerî’ye türlü ihsanlarda bulunur

Bu olay Latifî haricinde Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Künhü’lAhbâr (Đsen,

Çâkerî’den bahseden kaynaklardan Sehî Bey’in tezkiresinde ise bu olaya yer verilmemiştir

Sehî Bey tezkiresinde “Çâkerî Sinân Beg” şeklinde geçen ibare

Latîfî

Çâkerî mahlasını alma nedeni ile ilgili olarak tezkiresinde “kul cinsinden oldugı münâsebetle Çâkerî tahallüs iderdi” (Canım,

şeklinde bir iddiada bulunmuştur

Mahlas konusu ile ilgili

“Dîvân Edebiyatında Mahlas ve Mahlas-nâmeler” (Yıldırım A

mahlasların sınıflandırılması yapılırken “Kişilerin Psikolojik Özelliklerini Aksettiren Mahlaslar” ana başlığı altında “ Mütevaziliği,

mahviyeti belki ezikliği ifade eden mahlaslar” (s

şairin ruh halini yansıtması,

dünya görüşünü göstermesi ve hayata bakışını ortaya koyması bakımından önemlidir

Zaten şiirleri dikkatlice tetkik edilecek olursa,

onun bu mahlası seçmiş olmasının tesadüf olmadığı,

onun mücrim ve günahkâr bir kul psikolojisiyle tam bir teslimiyet içerisinde bulunan,

tevazu sahibi bir Müslüman portresi çizdiği hemen görülecektir

Edebi Kişiliği Çâkerî ile ilgili olarak elimizde bulunan az sayıdaki kaynaklarda onun edebî şahsiyeti ile alakalı olarak verilen bilgiler oldukça yetersiz ve sınırlıdır

Çâkerî hakkında bilgi veren kaynaklardan ilki olan Sehî Bey’in Heşt Behist (Tezkire-i Sehî) adlı tezkiresinde (Sehî,

mert bir kişi olduğu belirtildikten sonra Türkçe ve Farsça şiirleri olduğundan bahsedilir

Onun meşhur Fars şairi Zahîr-i Fâryâbî’nin kasidelerine nazireler yazdığı ve bunda da oldukça başarılı olduğu anlatılır

Mesnevî alanında çok başarılı olduğu,

hatta mesnevilerinin gazellerine nispetle daha başarılı olduğu beyan edilir

Bu meyanda,

onun “Leylâ vü Mecnûn” ve “Yûsuf u Züleyhâ” hikâyelerini nazmettiği ve her iki mesnevinin de güzel,

başarılı ve bedelsiz olduğu zikredilir

Güzel tabiatlı,

pak zihinli bir şair olarak nitelendirilir

Çâkerî’den bahseden ikinci kaynak Latîfî’nin Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nüzemâ (Canım,

Latîfî

Çâkerî’den,

ifade ve beyan konusunda önde gelen,

nüktedan,

şehnâme ve hamse okuyup inceleyen,

kitap ve dîvân sahibi bir şair olarak bahsederken,

onun şiirlerini orta düzeyde şiirler olarak değerlendirir

Âlî de Künhü’l-Âhbâr (Đsen,

Edebiyatta veya sanatın herhangi bir dalında meydana getirilen bir eser ve o eseri meydana getiren sanatkâr hakkında değerlendirme yapmak ve bir yargıya ulaşmak için kıstasların ne olduğu veya ne olması gerektiği hususunda öteden beri süregelen

Özellikle pozitivist düşüncenin etkisinin sanat ve estetik alanında hissedilmesiyle birlikte bilimde olduğu gibi sanatta da nesnellik kavramının ön plana çıktığı görülmektedir

Burada bahsettiğimiz nesnellik anlayışı tarafsız ve önyargısız bir bakış açısı anlamında anlaşılmamalıdır

Bahsettiğimiz sanatta nesnellik kavramı ile sanat eserini veya sanatçıyı değerlendirmede herkes tarafından kabul edilebilir değerlendirmelerin zorunluluğu üzerinde durulur

Bu bağlamda bir sanat eseri ya iyi ya kötüdür

Aynı şekilde sanatçı da ya başarılı ya başarısızdır

Yukarıda kısaca beirtilen,

eser ve yaratıcısının değerlendirmesindeki problemler de göz önünde bulundurularak 15

yüzyıl şairi Çâkerî’nin edebî kişiliği hakkında birkaç husus söylenebilir

Öncelikle bir şairin edebî kişiliği,

kişiliği ve karakterinden tamamen olmasa dahi büyük ölçüde farklılık gösterebilir

Zira kişi eserini meydana getirirken her zaman bilincinin ona sunduklarından,

bilinç dünyasının imkânlarıyla iktifa etmez,

bilakis daha ziyâde bir takım bilinçaltı öğelerinin,

toplumsal normların sınırlarını zorlayan alt benliğinin etkisiyle eserini meydana getirir

Sanatın sade ve basit bir şekilde bir kendini anlatma,

sahsî duydu ve yaşantıların bir kopyası olduğu yönündeki görüş bütünüyle ve çok açık bir şekilde yanlıştır

Sanat eseri ile yazarın hayatı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu zaman bile,

bundan aslâ sanat eseri ile hayatın basit bir kopyasıdır manası çıkarılmamalıdır

Konu ile ilgili “Edebî Metinleri ‘Şair/Yazar Niyetli’ Okuma Sorunu” isimli makalesinde Sabahattin Küçük şunları dile getirir: Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki,

şiirin hammaddesi olan kişisel “duygu”yu objektif ve estetik duyguya

dönüştürerek

Bir başka ifadeyle söylersek:

şairin yaşam öyküsünden hareketle şiirlerini değerlendirmek veya şiirlerinden hareketle onu biyografik bir tanımlamaya tabi tutmak yerine,

onun eserlerini yapısal ve içeriksel olarak analiz ederek,

onu farklı ve orijinal kılan,

tabir yerindeyse onu şair yapan unsurları tespit ve teslim etmek olacaktır

Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki

bir şiire bakarak onu meydana getiren şair ve onun edebî yönü hakkında ne türden çıkarımların yapılabileceği hususu henüz yeterince ele alınıp işlenememiştir

Dil ve Üslup Şiirin dış yapısı veya ontolojik olarak adlandırırsak reel tabakası diyebileceğimiz dil hususiyetleri,

vezni bizi şairin üslûbu ile alakalı olarak bir parça bilgi sahibi kılar

Bu yönüyle baktığımızda Çâkerî’nin şiirlerinde ilk tespit edebileceğimiz husus,

şiirlerinde kullandığı dildeki sade ve külfetsiz ifade tarzıdır

Sâdelik kavramı burada sadece

görünen

şiirin

anlamlandırılması ve yorumlanması noktasında bir iddia kesinlikle değildir

Zira edebî bir metnin muhtevâ veya tematik açıdan sade veya girift olması oldukça farklı bir durum arz eder

Çâkerî üzerine ilk ciddî çalışma olarak karşımıza çıkan “15

Yüzyıl Şairi Çâkerî” adlı eserinde Hatice Aynur (1999),

Çâkerî’nin şiirleri ile ilgili istatistiksel bir takım tespitler yaparak şiirlerdeki dil,

kafiye ve vezin hususiyetlerini ortaya koymuştur

Ancak bu özellikler ortaya konulurken dilin kullanılmasında ne gibi eksiklikler veya ne türden orijinal kullanımlar olduğu konusu yeterince işlenmemiştir

Vezin Çâkerî’nin şiirlerinde,

belki de dönemin bir özelliğinden kaynaklanan ve Dîvân şiirinin klâsik bir hüviyete bürünmesinin daha ilk aşamasında bulunmasının verdiği zorlukların da mevcudiyeti ve Türkçe kökenli kelimelerin aruz veznine intibak ettirilmesindeki tecrübesizliklerden zuhur eden birtakım vezin kusurları göze çarpmaktadır

Ancak unutulmamalıdır ki 15

yüzyıl şairlerinin hemen hepsinde benzer aksaklıklar görünür

Yine de Çâkerî’nin şiirlerinde görülen vezin kusurları,

göze hoş görünmeyecek ve kulağı tırmalayacak şekilde olan aksaklıklar

Hatice Aynur (1999: 16-18) vezin ile alakalı bir takım hususları eserinde örnekler

ışığında

örnekte

gösterilmesinin uygun olacağı düşüncesiyle Çâkerî’nin birkaç mısraını aşağıya almayı uygun bulduk: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fa’ûlün

Cihanda gerçi naoş-ı Mann vardur Sara öykünmege ne canı vardur (G

Beytin ilk mısraında –da ekinde imâle yapılırken Mânî kelimesinin ikinci hecesi olan –nî vezin gereği zihaf gerektiriyor

Yine ikinci mısrada –ra,

Fe’ilâtün Mefâ’ilün Fe’ilün

Oana döndi yaşum aoar xurmaz Geleli gözüme layal-i lebi (G

Bu beyitte de ilk mısrada vezin gereği –di hecesini imâleli olarak okumak icap ederken ikinci mısrada geçen –li,

Görüldüğü gibi Çâkerî’nin şiirlerinde göze çarpan vezin kusurlarının tamamına yakını imâlelerden,

yani kısa veya açık heceleri uzatarak onları bir kapalı hece değeriyle değerlendirmekten ibarettir

Bu da özellikle Türkçede linguistik olarak fonetik ve morfolojik hususiyetler bakımından açık hecelerin kapalı hecelere oranla daha yaygın olmasından kaynaklanmaktadır

Klâsik Türk Şiiri için bir başlangıç noktası olarak kabul edebileceğimiz 15

Türkçenin dönemsel sınıflandırılması içerisinde Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırılan dönemden Klâsik Osmanlıca denilen döneme geçişin izleri kendini manzum ve mensur bütün eserlerde az veya çok göstermektedir

Bu dönemde Osmanlıca

özellikle Đslamiyet ve Tasavvuf’un etkisiyle Farsça ve Arapçadan söz varlığı alanında oldukça fazla kelimeler almış,

Edebî Sanatlar Hatice Aynur,

Çâkerî’nin şiirlerinde tespit ettiği söz ve mana sanatları ile ilgili örnekler vermiştir ki bu durum,

yani Çâkerî’nin şiirlerinde tespit edilen edebî sanatlar ve Çâkerî’nin bu sanatları yerli yerinde oldukça suhuletle kullanmış olması,

en azından Çâkerî’nin şiir kültürü ve altyapısını göstermesi bakımından dikkate değer bir husustur

Çâkerî’nin şiirlerinde en çok dikkat çeken hususlardan birisi,

bir çok şiirinde rastlayacağımız ayet ve hadislerden yapılan iktibaslar,

tarihi şahsiyetler ve onların kıssalarına yapılan telmihler ile çeşitli konularda halk içinde yaygın olarak kullanılan mesellerin şiirlerde işlenmesidir

Aşağıya alınan beytler söz konusu sanatlara örnek olarak gösterilebilir:

Cürm-içün lavf itme kim didi Kao Sebaoat rakmetn ³ala iaŜabn (G

Bu beytin ikinci mısraında yer alan ifade bir kutsî hadis olup “rahmetim gazabımı geçti” manasındadır

Đlk mısrada,

günahlar için korkmamak gerektiğinin vurgulanmasının ardından ikinci mısrada,

korkunun gereksizliğine delil olarak Allah’ın bir vaadi veya teminatı şeklinde yorumlanabilecek bir kutsi hadise yer veriliyor

Vaoxle bekler diyü ya³nn loros Tac-ı yaoztı ara kılduo ³axa (K

Beytte geçen horoz,

yakut ve taç terimleri vasıtasıyla Mirac hâdisesine telmihte bulunularak,

Cebrail’in (A

) “Arşın Horozu” diye nitelediği bir mahlûka işaret ediliyor

Rivâyete göre Allah’ın Sidre’de bulunan ve horoz şeklinde olan o meleğin vücudu beyaz inciden,

ibikleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır

Horoz suretindeki bu melek,

gece olduğunda dünya semasına iner ve kanatlarını çırparak "Hani ibadet

8 edenler

? Namaza kalkacak olan kimseler kalksınlar" diye seslenir

Onun bu sesini insanlardan ve cinlerden başka bütün yaratıklar işitir

Yeryüzündeki horozlar onun sesini işitince hemen ötüp insanları uyandırmaya çalışırlar

³Aceb mi ger dil ucından gözüm bela görse Meŝel durur bu ki yanar ouru yanında yaş (G

Bu beytte de yanan bir gönül ve ağlayan bir gözün arasındaki münasebet ikinci mısrada dile getirilen “yanar kuru yanında yaş” ifadesi halk arasında yaygın kullanımı olan bir darb-ı meseldir

Dil ve üslup özellikleri ile ilgili yukarıda kısaca değindiğimiz hususlar

Çâkerî’nin,

Klâsik Türk şiirinin henüz yeni yeni form bulduğu bir dönemde şiire ait unsurları iyi bildiğini ve bu bildiği unsurları şiirlerinde gerektiği gibi kullandığını göstermektedir

Şiir ve Şâir Hakkındaki Düşünceleri Çâkerî’nin şiirlerine dikkatle bakıldığında göze çarpan en önemli hususlardan birisi,

kendi şiiri ve şairliği ile ilgili olarak hiç de mütevazı olmayan bir tavır ve eda sergilemesidir

Çok sayıda gazelinde,

özellikle de gazellerin makta beyitlerinde kendi şiirini öven,

kendisi gibi bir şairin benzeri olmadığını iddia eden ve kendisini meşhur Fars şairleri Hâfız,

Kemâl-i Hûcendî,

Nizamî ile kıyaslamaktan çekinmeyen Çâkerî,

günahkâr ve hakir olduğunu belirttiği,

tevazu ve alçakgönüllülük izleri taşıyan beyitlerinin aksine,

şairlik ve şiir söz konusu olduğunda kendini beğenmenin sınırlarını zorlar

Süleyman’ur hezaran çakeri var Benüm gibi sulen-dan mzrı yoodur (G

Çâkerî,

yukarıda kendisini karıncayla özdeşleştirerek acziyetini beyan ederken aslında söz söylemedeki hünerine de işaret etmektedir

Büyük

ne seleflerinin ne de çağdaşlarının sanatları ve eserleriyle mukayese ederler

Şairler güçlendikleri zaman falancanın şiirlerini okumazlar,

zira gerçekten güçlü şairler yalnızca kendi şiirlerini okuyabilirler

Onlara göre anlayışlı olmak zayıflıktır ve etraflı ve adil karşılaştırmalar yapmak seçilmiş biri olmamaktır

2008: 59)

Kendi şiirindeki güzelliği ve şairliğindeki kemali vurguladığı aşağıdaki beyitte,

şairlerin kıyaslanması durumunda kendisinin Edirne’de bulunmasıyla bu şehrin Đstanbul’dan bir adım daha ileride olduğunu iddia edecek kadar öz güvene sahip ve mağrur bir duruş sergiler

Şi³rle devrürde bugün Çakern Edrene Đstanbul’a ialib durur (G

Onun şiiri,

âşıklar meclisini ısıtan,

Cem’in icat ettiği şarap gibi yakıcıdır

Şarap aşkın sembolüdür ve hem şarap hem de aşk tabiatları gereği yakıcıdırlar

Aşağıdaki beyitte bu durumu kendi şiirine uyarlarken şöyle der:

Meclis-i ³uşşaoı Cem camı gibi germ eyleyen Şah-ı devran devletinde Çakern güftarıdur (G

Nasıl ki şarap âşığın aşkını arttırır,

kavurursa Çâkerî’nin şiiri de okunduğu meclisi hem aydınlatır,

hem de âşıkların gönüllerindeki aşkı alevlendirerek canlı tutar

Zira Çâkerî,

aşkın kitabını yazdığını iddia edecek kadar kendinden emindir

Nitekim,

başka bir gazelinin makta beytinde bu durumu şöyle dile getirir:

Yazaldan Çakern ³ışour kitabın

Aşkın kitabını yazan Çâkeri,

şiirlerinin okuyanları kendilerinden geçirdiğini ve bu durumun normal olup garipsenmemesi gerektiğini şu beyitle belirtir:

Ey mest-i nažm Çakern’ye xa³n oılma kim Kaodan selns nažm u belaiat ³axa durur (G

Görüldüğü gibi şairi,

şiirlerindeki akıcı ve hoş söyleme yetisinin Allah vergisi olduğunu,

bundan dolayı da şiirlerini okuyup dinleyenlerin adeta bu şiirlerin büyülü havasından sarhoş olduklarını belirten yukarıdaki beyit,

adeta Kâf Dağı’nın zirvelerinden söylenilmiş bir nağme olarak bize ulaşır

Cevab olur mı bu şi³re didüm yare su³al itdüm Didi kim Çakern hergiz bu sözüre cevab olmaz (G

Yine kendi şiirini överken o kadar kendinden emin bir ruh halindedir ki,

onun söylediği sözün üstüne söz söylemenin imkânsız olduğunu sevgilisi vasıtası ve tasdikiyle dile getirir

Söz ve şiir,

sevgili için dile getirilip kaleme alındığı ve âşığın aynı maşuk için mücadele halinde olduğu diğer âşıklar yani rakipler de göz önüne alınınca şiirin değerini tespit ve tasdik de şiirin muhatabı olan mâşuk tarafından yapılacaktır

Ögdükçe Çakern leb-i dildarı dir gören Aksent nažm şöylece rengnn ü ter gerek (G

Çâkerî’nin şiiri öylesine farklı,

değişik ve yeni bir tarzda yazılmıştır ki,

onun sevgilinin dudağını anlatıp övdüğü şiirini görüp de okuyanlar onu bu yeni ve değişik tarzlı şiirinden dolayı kutlar,

şiirlerindeki söz ve hayal unsurları ile bunlardaki yenilik ve orijinalite hususunda o kadar kendinden emindir ki,

kendini büyük şairlerle karşılaştırırken şöyle der:

Çakern her kim nažar iderse şi³rüre senür Dir selasetden bu Kafıž’dur talayyülde Kemal (G

Şiirlerinde sık sık kendi şiirlerini,

büyük Fars şairlerinin eserleriyle karşılaştıran Çâkerî,

yukarıdaki beyitte belirttiği üzere kendini söz söylemedeki akıcılıkla Hâfız’a ve şiirlerindeki hayal unsurlarının güzelliği ile de Kemâl-i Hûcendî’ye benzetmekte hiçbir sakınca görmez

Bahsi geçen bu iki büyük şair,

sadece Çâkerî ve çağdaşı olan şairlerin değil,

asırlar boyunca Türk şairlerinin tamamına yakınının üzerinde büyük etkileri olmuş sanatkârlardır

Dolayısıyla Çâkerî mukayese için kullandığı şairleri belirlerken,

kendi dönemi Türk şairlerini değil,

klâsik şiirde yerleri ve önemleri tartışma götürmeyecek,

en üst seviyedeki şairleri seçmiş ve böylece kendini zirvede görmüş ve göstermeye çalışmıştır

Çâkerî şairliği ve şiiri hakkında söylemiş olduğu beyitlerin yanı sıra söz ve sözün niteliği hakkında da fikirlerini ifade etmiştir

Aşağıdaki beyit onun,

sözün

ehemmiyetini dile getiren fikirlerini yansıtması bakımından önemlidir

Sözde kemali bulıgör Çakern ³Ömr gidüp oala sözür yadigar (G

Sözde kemali bulmak bir mertebeye işaret etmektedir

Bu mertebe öyle bir mertebedir ki,

bu noktada söylenilen sözün üstüne söz söylemek imkânsızdır

Yeterince olgunlaşan,

mükemmeliyete erişen sözü söyleyen kişi bir anlamda ebediyete kavuşacaktır

Đkinci mısrada açıkça belirtildiği gibi insan ömrü sınırlıdır ve bir gün mutlaka sona erecektir

Oysa kişinin ardında bıraktığı eserler ki burada söz ve dolayısıyla da şiir kastediliyor,

onun adını ölümsüz kılacaktır

Đlk mısradaki kemâl sözü tesadüfî olmayıp iham-ı tenâsüp yoluyla Kemâl-i Hûcendî’ye bir göndermede bulunuluyor

Zira söz söylemede,

şiirde belli başlı şairlerden biri olan Kemâl’i bulmak,

onu yakalamak yeterli olgunluğu elde etmek demektir

Sözün kısa kesilmesi ile ilgili olarak aşağıdaki beyit güzel bir örnek teşkil eder:

Sevgilinin ağzını tarif edip tanımlarken sözün kısa kesilmesi,

sevgilinin ağzının tasavvuf terminolojisinde görünmeyecek kadar küçük,

hatta yok olduğunu hatırlatmak içindir

Bu durum hatırlatılırken de halk içinde kullanılan,

sözün muteberinin kısa ve öz nitelikte olması gerektiği gerçeği vurgulanıyor

Benzer bir söyleyişe aşağıdaki beyitte de rastlamaktayız:

Aizı vaśfın Çakern uzatma kim ³Aoil olan multasar oılur sözi (G

Bu beyitte de yine sevgilinin ağzının tavsifi noktasında sözü kısa tutmak gerektiğine işaret edilirken,

aklı olanın sözü uzatmayacağı belirtiliyor

Zira sözün uzaması hem dinleyeni sıkacak hem de söyleyenin bir müddet sonra zor duruma düşmesine,

gereksiz konuşmalara ve gevezeliklere sebep olacaktır

Halk içinde “söz gümüş ise sükût altındır”,

söz var baş yitirir”,

dinleyen arif gerek” şeklinde kullanılan atasözleri hep az konuşmanın faziletine işaret etmektedir

Đslâm dininde de “az yemek,

az uyumak ve az konuşmak” müminin tekâmülü için ana düsturlardandır

Eserleri Çâkerî’nin eserleri ile ilgili olarak kaynaklarda yer alan bilgiler,

onun Farsça şiirlerinin bulunduğunu ifade ederler

Ancak şu ana kadar tespit edilebilmiş herhangi bir Farsça şiirine rastlanılmamıştır

Yine Çâkerî’nin mesnevi yazdığı ve bu mesnevilerin oldukça başarılı bulunduğu belirtilir

Sehî Bey,

onun “Leylâ vü Mecnûn” ve “Yûsuf u Züleyhâ” mesnevileri bulunduğunu ve bunların güzel ve başarılı olduklarını belirtir

Yine Latîfî de onun Yûsuf u Züleyhâ mesnevisinden iki beyte yer vermiştir

Konu ile ilgili Hatice Aynur’un eseri (1999) bize detaylı bilgi sağlayan en önemli kaynaktır

Aynur’un konuyu detaylı olarak ele alarak yaptığı tespitler ışığında Çâkerî’nin eserleri şu şekilde bir sıralabilir:

Leylâ vü Mecnûn Sehî Bey’in zikrettiği bu mesnevi henüz ele geçmemiş olduğundan eserin özellikleriyle ilgili herhangi bir yorumda bulunmak doğru olmayacaktır

Yusuf u Züleyha Son zamanlara kadar Latifi’nin tezkiresindeki iki beyit ve Pervane Beg mecmuasında bu mesnevinin zikredilmesi dışında elde bir kaynak bulunmadığını belirten Hatice Aynur (1999),

eserin bilinen tek nüshasına ulaşabilmiş ve bu nüshadan kendisini haberdar eden şahsın eser üzerinde bir çalışma yapmayı planladığını belirterek sadece eser hakkında kısa bilgiler vermekle yetinmiştir

Eserin 169 varak ve yaklaşık 4200 beyitten müteşekkil olduğunu belirten Aynur,

eserin ilk ve son beyti ile mahlas beytinin yanı sıra eserin yazılışını belirten tarih beytini kitabına almış,

istinsah tarihi ile ilgili ifadeye yer vermiştir

Dîvân Çâkerî Dîvânı’nın

elde bulunan tek yazma nüshasında 2 kaside,

3mesnevi,

Hatice Aynur eserinde (1999),

mecmualarda tespit ettiği 1 tesdîs,

2 tahmîs,

10 gazel,

Yapılan düzenleme neticesinde Dîvân’da 2 kaside,

3 mesnevi,

1 tesdis,

2 tahmis,

133 gazel,

Zira Klâsik Türk Şiiri için söz konusu olan nazım şekilleri,

sadece biçimsel olarak birbirlerinden ayrılmakla kalmayıp,

her nazım şeklinin belirli konuların dile getirilmesinde kullanılmasından kaynaklanan içeriksel ve tematik bir ayrılığı da söz konusudur

Şiirlerin sıralanmasında,

konuyla ilgili çalışmalarda kolaylık sağlayacağı düşüncesiyle Hatice Aynur’un sıralamasını esas almanın daha

Aynur’un eserinde yapmış olduğu sıralama aşağıdaki gibidir: 1

Kasîde 2

Tesdîs 3

Mesnevî 4

Mesnevî 5

Mesnevî 6

Mu’aşşer-i mütekerrîr

Tahmîs (Necâtî)

Tahmîs (Revânî)

Murabba’-ı mütekerrîr

Gazeller 11

Kıt’a 12

Müfredler Çâkerî’nin kaside ve mesnevilerinde Allah’a yalvarma ve bağışlanma isteği ilk göze çarpan tem olarak karşımıza çıkar

Bu husus gazellerinde de dikkat çekecek kadar işlenmiştir

Dîvân’daki bütün şiirler tetkik edildiğinde göze çarpacak en önemli noktalardan birisi,

şiirlerin çoğunda âsi ve günahkâr bir kulun acı feryatlarının duyulmasıdır

Bağışlanmak için her fırsatta Allah’a yalvaran,

onun rahmet denizinden bir katre isteyen âciz ve mücrim bir kulun sesi sık sık duyulur

Dîvân’ın ilk şiiri olan kaside “Yâ Đlâhe’l-Âlemîn” nidasıyla başlayan bir münacattır

Dîvân’ın bütünü göz önüne alındığında dikkati çeken en önemli noktalardan birisi,

Allah’ın “Rahmet” sıfatı ve bu sıfatla alakalı mevzuların en çok üzerinde durulan ve en çok işlenen konu olmasıdır denilebilir

Elbette konu rahmet olunca âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz

Muhammed de Çâkerî’nin şiirlerini aydınlatıp süsleyen en önemli unsur olarak karşımıza çıkıyor

Aşağıya alınan beyitler Çâkerî’nin rahmet ile ilgili fikir ve hislerini göstermesi bakımından incelemeye değer beyitlerdir

Ya Đlahe’l-³alemnn sensin Luda Sen Luda’dan rakmet umar her geda (K

Cümle ³alem cürmine besdür heman Rakmetürden źerrece oılsar ³axa (K

Dîvân’ın ilk kasidesinden alınan bu beytler,

Allah’ın rahmetinin yaratılan bütün varlık için olduğunu ve bu rahmetin büyüklüğünü gözler önüne serer

Allah’ın rahmeti bir deniz olarak tasavvur edilirse,

onun rahmetinin bir zerresi sayısız su damlacıklarından sadece biri kadar olacaktır

Bir zerresinin bütün âlemin cürmünü örtmeye yettiği bir rahmet denizinin büyüklük ve sonsuzluğu bu duruma göre tasavvur edilirse,

rahmetteki büyüklük daha iyi anlaşılacaktır

hiç uslanmaksızın günah ve kabahat bataklığında çırpınmakta ısrar eden varlıklar olan insanlara rahmet telkin edilerek neden her fırsatta Allah’ın sonsuz merhametine işaret edilmiştir

gerek peygamberlerin öğretilerinde ve gerekse dünyada bizzat insanların gözlemleyebileceği şekilde tezahürü ile Allah’ın cemal sıfatları,

hususiyle de rahmet sıfatı sıklıkla vurgulanmış ve vurgulanmaktadır

Beşeri kanun ve düzenlemelerde suçların cezaları vardır ve bu cezalar caydırıcılığın teminatı olarak oluşturulurlar

Elbette Allah’ın da celali sıfatları ve mücazatı vardır ve bu ceza sistemi ile ilgili cehennemin varlığı ilahi bir delil olarak karşımıza çıkar

Ancak büyük Đslam mütefekkirlerinin birçoğunun da belirttiği üzere cehenneme girmek adeta özel bir çaba ister

Yani kulun affı için sayısız fırsatlar sunan,

ona sonsuz tövbe kapıları açan Allah,

kulları ve onların fiilleri karşısında bir annenin yavrusuna olan şefkatinden sonsuz şekilde fazla bir şefkate sahiptir

Bu durum bize kâinatın yaratılmasındaki sırrı da verir aslında

Bütün bu âlemin yaratılışındaki hikmet sevgi ve muhabbet üzerine kurulmuştur

Bu sevgi ve muhabbetin neticesidir ki Allah’ın rahmet ve cemal sıfatları âlemi kuşatmış,

celal sıfatlarının önüne geçmiştir

Zerre kelimesi tesadüfen kullanılmamıştır

Zira zerre bir şeyin,

bir varlığın özelliklerini taşıyan en küçük birimini teşkil eder

Dolayısıyla en küçük bir biriminin var olan bütün cürüm ve kabahatleri örtmeye yetmesi rahmetteki ilahi sırrı göstermesi bakımından önemlidir

Zahid çevürme yüzüri ben mücrimi görüp

Beyitte Allah’ın günahları bağışlayıcılığı,

bütün günahları affetmeye muktedir olduğu,

kısaca rahmetinin büyüklüğü anlatılıyor

Đlk mısrada zahid tiplemesine yapılan gönderme,

klâsik şiirin yapısında din ve inancın yorumuyla ilgili olarak önemli bir anlayış gözler önüne seriliyor

Bu anlayış,

imanı zahiri boyutuyla değerlendiren,

insana amellerine göre değer biçen şekilci anlayış karşısında Allah’a aşkla bağlanmanın ve onun rahmetinin her türlü günahı affedecek kadar büyük olduğunun kabul edildiği

içe dönük,

havftan recâya mütemayil hakiki bir kulluk ve inancın varlığını öne çıkarır

Yirden teyemmüm olmaz-idi baśmasa oadem Rakmet degül mi ³aleme Kaodan emnrümüz (G

Rakmet günahura göre olursa Çakern Şeksüz sernr-i śuffe-i ³adn ola yirümüz (G

Aynı gazelin hüsn-i makta ve makta beyitlerini teşkil eden yukarıdaki beyitlerin ilkinde Hz

Muhammed’in âlemlere rahmet olarak gönderilişine ve bütün kâinatın onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığına işaret ediliyor

Bir hadîs-i kudsîde Yüce Allah,

Efendimiz için “Lev lâ ke lev lâk le mâ halaktü’l eflâk” yani “Sen olmasaydın,

sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” şeklinde buyuruyor

Allah’ın kendi nurundan ilk yarattığı nurun Efendimizin nuru olduğu da muhtelif ayet ve hadislerde işaret edilen bir husustur

Sonsuz rahmet sahibi olan Allah’ın en seçilmiş kulunun da onun sıfatlarının tecellisinde en üst derecede bir mevkie sahip olması yaratılışın hikmeti gereğidir

Onu farklı kılan da ondaki şefkat ve merhamet değil midir

? Ömür boyunca insanların istikamet üzere olmaları için çalışmış,

onlar için dua etmiş ve onların affı için Allah’tan mağfiret dilemekle geçiren bir peygamber olan Hz

Muhammed’e bu hassasiyet ve mahlûkata karşı olan muhabbet sebebiyledir ki şefaat yetki ve izni verilmiştir

Makta beytinde ise işaret edilen husus,

günahın ne kadar çok olursa olsun,

günahın bu çokluğu karşısında rahmetin büyüklüğünün de orantılı olacağına,

kulun tövbesi ve pişmanlığı söz konusu olunca Allah’ın rahmet denizinden bir katreyle silinip yok olabileceğine işaret ediliyor

Cürm-içün lavf itme kim didi Kao Sebaoat rakmetn ³ala iaŜabn (G

Đkinci mısrada yer alan ifade bir kutsî hadis olup “rahmetim gazabımı geçti” manasındadır

Đlk mısrada kabahat ve günahlar için korkmamak,

endişelenmemek gerektiği vurgulanırken hemen altında bu durumun sebebi,

cürm işleme karşısındaki bu rahatlığın neden kaynaklandığı ifade ediliyor

Celal ve cemal sıfatlarının tipik bir mukayesesi şeklinde algılanabilecek bu hadis-i kutsî,

Allah’ın kulları karşısında hükmederken her zaman rahmet ve cemal sıfatlarının celal sıfatlarının önünde olduğunu belirtiyor

Can sem³ine her dem gelür avaz semadan Nevmnd gerekmez oul olan ³afv-ı Ludadan (G

Yine bu beyitte Đslam akaidinde kulun Allah’ın rahmetinden bir an için olsun ümitsizliğe düşmemesi gerektiğine işaret ediliyor

Semadan her an ses gelmesi,

Allah’ın tecellisindeki sürekliliğe dikkat çekiyor

Zira Allah tecellî vasıtasıyla her anımızı sayısız nimetler ve lütuflarla karşı karşıya getiriyor

Semadan gelen ses bir yönüyle Allah’ın sayısız ihsanlarını hatırlatırken diğer taraftan da Kur’an-ı Kerîm’in ve hadislerin,

rahmet ile ilgili olarak Allah’ın insanlara vaat ettiği kurtuluşu müjdeliyor

Allah’ın,

rahmet ve günahları bağışlama hususunda,

kullarına işaret ettiği lütuf ve merhamet adeta bir teminat gibi gösterilerek şiirin sonraki beyitlerinde dünya zevkleri ve haram olan unsurlar teşvik ediliyor

Elbette burada asıl olan günaha ve yasak olana bir teşvik ve davetten ziyade,

Allah’ın rahmetinin büyüklüğü hususunda bir gerçeği gözler önüne serme arzusudur

Derda ki mzy-ı rnşüm ai u işüm laxadur Makşerde rakmet eyle ya Rab yüzüm oaradur (G

Bu beyit,

günahkâr bir kulun Allah’tan af ve mağfiret dilediği,

bütün şiir boyunca Allah’a yalvardığı bir gazelin matla beytidir

Gazelin bütünü bir münacat niteliğinde olup,

her beytinde kulun kendi acziyetini ve bu acziyetten kaynaklanan günahlarını ikrar ve bu günahlarının affı için Allah’tan lütuf,

kerem ve rahmet talebinde bulunması söz konusudur

Bn-çare Çakern’nür ³afv eyle cümle cürmin Sen Şah rakmetine muktac bir gedadur (G

Gazelin makta beyti olan yukarıdaki beyitte bir efendi-köle teşbihi ile tekrar bir af dileği yer alıyor

Affetmek ile büyüklük arasında bulunan bağlantı vasıtasıyla kurulan bu efendi-köle ilişkisi en büyük padişah,

en büyük ve gerçek sultan olan Allah’ın büyüklüğü nispetinde bir affetme sıfatına sahip olduğunu vurgulamak bakımından önemlidir

Gazellerinin birçoğunda,

geleneğin şekillendirdiği anlayışla meydana getirilmiş

şarap,

bülbül,

tamamen klâsik şiir örneği sayılabilecek şiirler göze çarpar

Onu ve şiirlerini,

gelenek içerisinde farklı kılabilecek

gerek çağdaşlarından onu ayırabilecek çok fazla bir özelliği olmasa da bazı şiirlerinde kendine has,

orijinal söyleyişlere rastlayabilmek mümkündür

ÇÂKERÎ’NĐN KLÂSĐK TÜRK EDEBĐYATI’NDAKĐ YERĐ Klâsik Türk Edebiyatı için 15

yüzyıl ayrı bir ehemmiyet arz eder

Zira bu döneme kadar birkaç usta şair ve bunların eserleri müstesna olmak kaydıyla,

Fars şair ve şiirlerinin etkisinde gelişimini sürdürmekte olan Türk Klâsik Edebiyatı,

özellikle yüzyılın başlarında yaşamış Şeyhî ile birlikte kendine yeni bir yol bulmuştur

Bu yeni yol,

Türk Şiiri için yeni bir dönemin kapılarını aralamış ve Türk şairleri,

şiirde milli denilebilecek bir tarz ve üslup meydana getirmeyi başarmışlardır

Şeyhî ile başlayıp asrın sonunda Necâtî Bey gibi usta bir şairin yetişmesiyle devam eden bu tekâmül zinciri sayesinde Türk Şiiri,

yüzyıla girerken artık özgün,

mazmunları olan bir şiir haline gelmiş ve Türk Edebiyatı basit bir taklit edebiyatı hüviyetinden çıkarak millî bir edebiyat olma özelliğini elde etmiştir

Bu tekâmül süreci değerlendirilirken sadece belli başlı büyük şairler ve bunların eserlerini göz önüne almak ve bunların dışında kalanları ihmal etmek,

ihmal edilen bu diğer şairlerin söz konusu gelişim sürecine yaptıkları katkıları göz ardı etmeye yol açacaktır

Böylesine bir tavır ve hareket tarzı ise Klâsik Türk Şiiri’nin değerlendirilmesinde büyük eksikliklere sebebiyet verecektir

Kuşkusuz Şeyhî,

Ahmed Paşa ve Necâtî Bey gerek 15

yüzyılın,

gerekse genel anlamda Türk Edebiyatı’nın önemli şahsiyetlerindendirler

Şeyhî,

Ahmed Paşa ve Necâtî Bey’in ana halkalar olarak telakki edilebileceği bir tekâmül zincirinde,

ara halkalar olarak nitelendirilebilecek diğer şairlerin tamamı bu gelişimde rol almış,

şiir ve edebiyat dünyamıza büyük katkılarda bulunmuşlardır

Adı geçen üç büyük şair büyük birer nehir olarak kabul edilirse,

diğer şairlerin de bu büyük nehirleri besleyen ve güçlendiren büyük küçük birçok ırmağa teşbih edilmesi pek de yanlış olmaz

Ahmed-i Dâ’î başta olmak üzere,

Hamdullah Hamdî,

Karamanlı Nizâmî,

Đvaz Paşa-zâde Atâ’î,

Melîhî,

Mesîhî,

Cemâlî gibi şairler ve Avnî mahlasıyla şiir söyleyen Fâtih,

Adlî mahlasıyla II

Bâyezîd gibi sultan şairler ve daha çok sayıdaki diğer şairler 15

yüzyılda şiir ve şairin yerini,

önemini tespit etme hususunda bize ışık tutmaktadır

Bu bağlamda çalışmanın konusunu teşkil eden Çâkerî de kaleme aldığı eserleriyle Türk Şiir Tarihi’ne kendi istidatı nispetinde katkıda bulunmuş şairlerdendir

Şiirleri incelendiğinde görülecektir ki Çâkerî,

ele aldığı konuların mahiyetiyle gerekse şiirini meydana getirirken kullandığı şekilsel unsurlar bakımından klâsik şiir geleneğini bilen,

onun hususiyetlerini kavrayan ve bilip kavradığı bu özellikleri şiirlerinde başarıyla kullanabilen bir şairdir

Yine şiirlerinden hareketle onun şiir bilgisinin yanı sıra din ve tasavvuf alanlarında belli bir ilmî altyapıya sahip olduğu,

iyi bir tahsil gördüğü rahatlıkla söylenebilir

Çâkerî,

şiirlerinde genellikle büyük Fars şairlerinin etkisinde ve onların yolunda olduğunu ima eden ifadeler kullansa da,

içinde yaşadığı toplumun yetiştirdiği şairlerden etkilenmemiş olması ihtimal dâhilinde değildir

Zira edebî bir muhit olarak sarayda bulunmuş ve burada birçok önemli şairle bir arada bulunma fırsatına sahip olmuş bir şairin,

etrafında cereyan eden edebî faaliyetlere kayıtsız kalması beklenemez

Bizzat padişah ve şehzadelerin,

vezirlerin ve diğer büyük devlet erkânının şiirle iştigal ettiği bir muhit ve zaman içinde karşılıklı etkileşimin olması kaçınılmazdır

Ayrıca Çâkerî’nin,

diğer şairlerin şiirlerine yazdığı nazireler,

onun nazire yazdığı şiirlerin şairlerini beğendiğini ifade etmesi bakımından önemlidir

Kaldı ki özellikle Şeyhî gibi devrin herkesçe üstat kabul edilmiş bir şairinin,

onun şiirlerinde de dolaylı dahi olsa bir etkisinin bulunmaması düşünülemez

Ayrıca Ahmed Paşa gibi vezir rütbesinde bulunan bir büyük şairin sadece Çâkerî üzerinde değil devrin bütün şairlerinin üzerinde olması muhtemel etkisini inkar etmek demek,

onun devrin şiir anlayışına yaptığı katkıyı da inkar etmek demektir

Çâkerî’nin çağdaşı olması hasebiyle Necâtî Bey’in etkisi de tartışma götürmez bir gerçektir

Öyle olmasa Çâkerî onun şiirlerine nazire yazmaz,

Ancak bu etkileme ve etkilenme hususunda Çâkerî’nin belli bir şairin taklitçisi şeklinde nitelendirilebilecek herhangi bir şiiri bulunmaz

Onu farklı kılan,

şiirlerinde kendi ruh dünyasında şekillendirdiği his ve hayalleri,

kendine ait olan bir dil ve üslupla yazmış olmasıdır

şiirlerini süslemek adına zorlama ifadelere,

Çâkerî’nin şiirlerinde göze çarpan bir çok özellik,

aslında devre ait genel özellikleri yansıtır

Örneğin şiirlerinde sıkça kullandığı,

ayet ve hadislerden iktibas yapma sanatı,

Şeyhî başta olmak üzere yüzyılın şairlerinin birçoğunda rastlanılan ortak hususiyetlerdendir

Şeyhî’nin Hz

Ali vasfında

Kayy u ³Alnm didi çü vaśfında Hel Eta (Tarlan,2004: 225)

Şeklinde ifade ettiği söyleyiş benzer biçimde Çâkerî’de de kendini gösterir

Çâkerî,

dîvânının ilk kasidesinde,

Ali ile ilgili bir beyitte şunları söyler:

Biri falr-ı evliya vü büt-şiken Kim anur şanında indi Hel eta (K

Đslam âlimleri ve tasavvuf ehlinin büyük ekseriyetinin ittifakı ile,

Hz Ali’nin şanında indiği kabul edilen “Dehr” suresi,

bir çok şair tarafından ve özellikle yukarıda her iki şairin de kullandığı biçimde birinci ayetin iki kelimesi söylenilmek suretiyle kullanılmıştır

şiirde işlenilen konuların belli bir gelenek çerçevesinde,

belirli kurallar dâhilinde meydana getirilmesidir

Daha doğru bir ifadeyle,

aynı konular farklı şairler tarafından ele alınırken,

şiiri ve şairi farklı kılan,

şairlerin üslupları olmuştur

Ahmed Paşa’ya ait olan aşağıdaki beyitte günah olgusu ve buna karşın Allah’ın merhametine olan inanç belirtilmiştir

Çü afvına dayandık ettik günah Yine afvın olsun bize özr-hah (Tarlan,

1992: 25)

Aynı konuda,

günahlarının çokluğundan ve bunların affedilmesi için Allah’ın rahmetine olan güveninden söz eden Çâkerî şöyle der:

³Afv eylerem cemn³-i günahı didi Kernm Zahid sara ne çoi ise cürm ü günahumuz (G

Görüldüğü gibi Allah’ın rahmetinin bolluğu her iki şairde aynı inancın farklı söyleyişleri şeklinde tezahür ediyor

Ahmed Paşa’daki çekingen ve temkinli duruşa karşın Çâkerî daha rahat ve kendinden emin bir tavır sergiliyor

Ancak aşağıya aldığımız başka bir beytinde Çâkerî’yi çok daha farklı bir ruh halinin ikrarında görüyoruz:

Zahid gibi gel Çakern gerçek ³amel eyle Çünkim ³amel-i śalik imiş yar rıŜası (G

126/11)

Bu beyitte Çâkerî,

dîvân şiiri geleneğinde eşine pek de rastlanmayan bir ifade kullanıyor

Rind ile zahid karşılaştırmasının çok sık görüldüğü klâsik şiirimizde zahid tipi genellikle olumsuz,

şekilci,

riyâkâr birisi olarak tasvir edilir ve karşısında yer alan rind tipi gerçek manada yaratılışın hikmetini kavramış,

kâmil insan olma yolunda belli bir mesafe katetmiş,

dini zahiri olmaktan çok bâtınî yönüyle değerlendiren insanı temsil eder

Đşte bu noktada Çâkerî,

mutat olanın dışına çıkıyor ve adeta bir ömür muhasebesi

belki de hem kendisinin hem de kendi şahsında içinde yaşadığı toplumun iman ve akaid hususundaki görüşünü itiraf ediyor

Bu eşine az rastlanır mısralar dikkatli bir incelemeye tabi tutulacak olursa,

aslında bu söylemin gelenekte alışılagelmiş söylemlere tezat teşkil etmediği görülecektir

zühd sahibi,

ameli manada dinin gereklerini yerine getirmeye çalışan kişidir

Bu kavramdaki olumsuz veya beğenilmeyen taraf,

yapılan amelin şekilden öteye geçmediği,

Allah’a yapılan kullukta onun rızasından öte,

cenneti elde etme ve/veya cehennem azabından kurtulma amacı güdüldüğü gerçeğidir

Oysa hakkıyla,

sadece Allah’ın rızasını elde etme yolunda yapılacak her amel kişiyi kurtuluşa götürecektir

Şeriat ve tarikat dinin iki alanıdır

Ancak bu iki alan birbirinden kopuk,

bağımsız ve birbirine aykırı olmayıp bilakis,

her ikisi birbirini bütünleyen ve tamamlayan alanlardır

Hatta bir yönüyle tarikat yolu,

şeriat yolundan sonra gelen ve insanın tekâmül sürecini tamamlayıcı daha yüksek bir aşamayı ifade eder

Her insanın bu ikinci aşamaya geçmesi ve bu sahada tekâmül yoluna girmesi ondaki istidat ve kabiliyetle alakalıdır

Dolayısı ile Çâkerî,

toplumun genel seviyesine uygun bir din yaşantısını salık vererek insanların sâlih amel işlemelerinin ehemmiyeti hususuna vurguda bulunuyor

Allah Çâkerî’nin şiirlerinde göze çarpan önemli bir özellik,

onun sadece münacat türündeki şiirlerinde değil,

bütün şiirlerinde Allah’a ve hassaten onun rahmet sıfatına sıklıkla yaptığı göndermelerdir

Allah’ın isim ve sıfatlarından “Gaffâr,

Gafûr,

Hüdâvend,

Đlâh,

Đlâhe’l-âlemîn,

Kassâm-ı Ezel,

Nakkâş-ı ezel,

Perverdigâr,

Mevlâ,

Kirdgâr,

Rahmân,

Kerîm” Çâkerî’nin şiirlerinde sıklıkla görülür

Kâinatı yaratan yüce bir varlık olarak Allah,

bütün inanç sistemleri ve bu inanç sistemleri bünyesinde doğup gelişen bütün kültürel yapılarda yer alan esas öğe,

Antik Yunan mitolojisind